9 Nisan 2019 Salı

Frenler Tutmuyor - Bir Aladağlar Büyük Demirkazık Zirve (3756) Macerası (27 - 29 Eylül 2017)

Derdimi yüklenmiş sırtıma giderken bir gün içime düştü yine dağlar. Ne zamandır alıp başımı gitmemiştim? Bir başım bir ben… Pek kalabalık… Birini de bulmalı beni başımla bir başıma bırakmayacak…
ßerivan Kaya sanki Esin arasa da bir Demirkazık’a gitsek diye düşünürmüşçesine telefonu açmasının 3. saniyesinde “Tamam gelirim” dedi. Başladık planları yapmaya.
Geçen sene olduğu gibi senenin ilk karının yağacağını bildiğim hafta yine dağa gitmeye karar vermiştim. Acı çekmekten hoşlanıyor bünyem nedense… Yağdıydı, yağmadıydı, yağacaktı, yağmayacaktı… Mountain Forecast’in stalker’ı olmuştuk adeta. Derken iki hevesli, yolda bulduk kendimizi. Hani yağacaktı! Hiç.

Yine yollarda


Berivan, garibim sabaha kadar uyumamak için şarkı söyleyen bir kadın şöförle mücadele etmek zorunda kaldı. Hakkını yiyemem iyi de dayandı. Ben yoruldum konuşmaktan o yorulmadı beni dinlemekten ve de sohbete ortak olmaktan.
27 Eylül Çarşamba öğlen 11:00’da Sokullu üst kampa vardık. Yolda sadece 45 dakika uyuduğum için en büyük hayalim 2 saat kadar kuş sesleriyle yumuşacık çimlerin üzerinde uyumaktı ama ne mümkün. 1900 metrede çadırımın yanına gelen piknikçilerin sesleriyle uğraşıp durdum. Duyduğum kadarıyla arabanın gölgesinde serin serin yatan Berivan’ı zorla uyandırıp çay içirip, kavurma yedirtmişler. Sevimli kız tabi o, benim suratımdan korktular heralde… Bazen suratsız olmak da işe yarıyormuş.

Sadece 5 Saat Uyuyabildiğimiz Kampımızda Akşamüstü


Böylece saat 13:30 civarı dinlenememiş şekilde suratım sirke satarak çıktım çadırdan. Malzemelerimizi hazırladıktan sonra 14:30 gibi keşif için Narpuz vadisine doğru yola çıktık. Narpuz 1’in içinde oyalanmadan Kayacık Pınarı’nın yanından geçerek, aheste adımlarla yaklaşık 2 saatte Napuz 2’nin kapısına vardık ama içerisi çorba gibi yolu bulmak ne mümkün. Aramalarım sonunda yan geçişi gördükten sonra kampa geri döndük. Akşam Mehmet Abi’nin bize verdiği domateslerle harika bir kavurmalı bulgur pilavı yapıp yedik ve ardından yaseminli yeşil çaylarımızı içip çadırımıza girdik. 20:00 gibi çoktan uykunun tatlı kollarındaydık. 
Gece 01:00’de uyandık. Kahvaltı ve hazırlıkların ardından 02:30’da yola çıktık. 2. Narpuzun kapısına geldiğimizde hava hala karanlıktı. Dev bir kayaya sırtımızı dayayarak 1 saat kadar kapıda uyumayı ve havanın aydınlanmasını beklemeyi tercih ettik. Yıldızları görmeyi özlemişiz… Ay’da olmadığı için yıldız yağmurunun altında ve aşağıda uzaklarda Çukurbağ’ın ışıklarıyla tatlı bir çay ve uyku molası geçirdik. Saat 06:15’de yükümüzü yüklenip düştük yola. Geç kaldığımızı biliyorduk ama herhangi bir araca yetişme derdimiz olmadığından tek derdimiz saat en geç 17:00 gibi Kızıl Çarşak’tan geri inmiş olmaktı.

Narpuzu Bitirdik


Narpuz’u yürümeyi bitirdiğimizde saat 08:00 olmuştu. Bu ıssız vadide iki kadın günün doğmasına şahit olmuştuk, muhteşem güzellikte bir vadiydi. Tahminim keçiler bile o sırada vadide değillerdi. Bir tane bile taş düşmesi sesi duymadık. Kızıl Çarşak’ın başında yarım saat mola verdik ve kahvaltımızı ettik. 
08:40 gibi Kızıl Çarşak’a girmiştik. Yan kese kese iniş izinden uzaklaştık ve vadinin sağındaki kaya kulelerinin dibinden tırmanışımıza devam ettik. Kızıl Çarşak pek abartılır aslında dağcılar arasında. Çarşak gibi çarşak işte, bence Kaçkar’ınkiler daha berbat bundan. 
Bunu çıkmak zor inmek kolay ama Kaçkar’da inemiyorsun da Bu ilk defa geçtiğimiz kulvarın muhteşemliğine hayran kala kala, gerek kule diplerinden, gerekse alçaldıkları yerden iki-üç adımla tepelerine çıkmayı tercih ederek tırmanmaya devam ettik.

Kızıl Çarşak


Kulvarın 4/5’lik kısmı bitince bir çataldan sola girdik ve slab kaya üstü çarşakların olduğu set set bir etaba geldik. Külah hala görünürde değil. Setleri aştıktan sonra güney batıya doğru bir baba belirdi solumuzda. Babalara gelmemeyi umarak babaya doğru ilerlerdik ve sağa dönünce işte oradaydı. Külah bütün heybetiyle karşımızda duruyordu. Ama ne yakışıklılık… Dünyanın en yakışıklısı halt etmiş. Bazı dağlar böyle işte… Öyle büyük ve heybetli ki sadece durarak güven veriyor insana… Bir yandan da huşu… Dağlara alışık olmayan birinin oralarda dolanmaması gerek… İliklerinde hissediyor insan…
Saat 11:00. Kızıl Çarşak’la alakalı bütün etapları aşmak 2,5 saatimizi aldı. Mola verme kararı aldığımız sırada aşağıdan haber geldi. Mehmet Abi Faik’e “Yağmur gelecek en geç 14:00 gibi külahtan inmiş olsunlar” demiş. Mountain Forecast parlak güneş gösteriyorken bir baktık ki Karanfil Dağı tarafında bulutlar toplaşıyor. Onlar Güney’den gelen bulutlarla birleştimi hava patlar genelde bu dağlarda. Birleşmemelerini umarak mola vermeden külaha girme kararı aldık. Emniyet kemerlerimizi giyip yanımızdaki fazlalıkları (batonlarımızı da) bivak yerine bırakıp tırmanmaya başladık. Gayet iyi durumdaydık. Benim 1 yıl boyunca gördüğüm B12 ve insülin direnci tedavileri işe yaramış gibiydi. Doktorlarıma kocaman selamlar yeri gelmişken. Berivan’ı hiç söylemiyorum. Kadın yorulmuyor gençler.

Zirve Külahı


Ancak külaha girmek yalan. Kısa bir etaptan sonra upuzun bir çarşak karşılıyor sizi. Burada batonsuz olmak çok sıkıcıydı. Yine de rahatlıkla külahın dibine kadar küçük bir sırt hattını ve babaları takip ederek gittik.
Külaha ortasından girerek yer yer doğu duvarına çok yaklaşarak emniyetsiz tırmandık. Dengesi iyi olanlar için pek emniyet gerektiren bir yer değil zaten. Gerçi bazı yerlerde tabiki yusuflar bizi yalnız bırakmadılar sağolsunlar. O da bu işin cilvesi zaten. Genel olarak çatlak içlerinden yan yan çıkılıyor külaha ama bazı yerlerde bombe slab’lerin üzerinden sümüklü böcek gibi çıkmak gerekiyor. Sümüklü böcek mi dedi biri?! Ah be anne nasıl bir isim takmışın bize, her yerde çalışıyor Yine iki sümüklü böcek, sırtımızda yükümüz, bir dağın tepesindeyiz işte.

Külah Üzerinde Bir Berivan Buldum


Duvarın ortası ve doğu duvarı arasında zikzaklar çizdiriyor rota. Geç kalma ihtimalimizi öngörerek, çıkarken bütün emniyet noktaları ve sikkelerin yerlerini gps’e işaretledim. Her gördüğümüz emniyet noktasını son emniyet noktası sanarak tırmanmaya devam ettik. Aklımızca oradan döneceğiz ya… Böylece 3 ip boyu daha tırmandık… Dağa bu kadar yaklaşınca zirve de görünmüyor zaten… Çık çık bir gökyüzü bir de kaya. O kadar dik bir rota ki 1500 metre aşağıdaki mevsimlik göl burnunuzun dibinde gibi görünüyor. Yine de bence doğu duvarı tarafına pek bakmazsan boşluk hissi o kadar yok (Acemiler için aynı şeyi diyemem, alışık olmayana bildiğin duvar gibi bir yer ve emniyetsiz çıkmak çok riskli). Beni tek saran yer tepeden mevsimlik gölü gördüğüm yer oldu o kadar.

Aşağıda Mevsimlik Göl ve Çağalın Başı Kamp Yeri


Onun dışında birkaç takıldığımız nokta, edilen telefonlar ve alınan betalar dışında pıtır pıtır çıktık.
Canıtın, işte sen buradasın… Söylesene en yüksekten uçan martı mıydı en uzağı gören?

Külahta Bir Esin


Kafamda martıları düşünürken doğu duvarı kıyısından son noktaya vardık. Son emniyet noktasını aradık, yok… Daha içerdeymiş ben görememişim. Dedik ki zirveye çıkalım, dönünce acı gerçekle yüzleşiriz. Zirvedeki küçük sırtı da yürüdükten sonra zirve bize göz kırptı. Bu arada bulutlar dağıldı ve yağmur ihtimali neredeyse sıfıra düştü.

Zirvedekiler


28 Eylül 2017 Perşembe 14:00’da zirveye vardık. İlk sefer çıkıyor olduğumuz için külahın süresi uzadı, yaklaşık 3 saat sürdü. Toplamda kamptan zirveye çıkış 11 saat. Tahminim 1,5 – 2 saat arası küçük bir grup külahı çıkabilir. 
Zirve defterine yazılarımızı yazdıktan ve fotoğrafını çekmeyi unuttuktan sonra inişe geçme kararı aldık. 14:30’da zirveden ayrıldık. Tırmanışın bittiği yere geldiğimizde başı sökülmüş iki bolt gördüm (İran’lıların taktığı boltlarmış bunlar. Sökülmeleriyle ilgili dönen yazıların hepsini okumuş olmama rağmen kafamdan çıkmış olması da ilginç. Dağ kafası işte, en kötü olana hazırlıyor insan kendini. Esas iniş boltları daha ortalara yakınmış ve yerinde duruyorlarmış oysaki). Ben de bir sikke çakıp ineyim dedim. Birini çaktım eğriti oldu, sökmeye çalıştım sökemedim de. Tek olsam ondan inerdim ancak Berivan da olduğu için (anlamsız sorumluluk duygusu) bir sikke daha çaktım ve Ytüdak’tan kalan uzun mor prusiğimle bir emniyet noktası oluşturdum. Tabi bu baya vakit kaybetmemize sebep oldu. Ayrıca durduk yere kayaya sikke çakmış oldum. Yine de sökülebilir sikkeler. Bir gittiğimde sökeceğim. Kendi kendime sinir oldum.

İlk İp Boyunda




Ufukta İp İnen Bir Berivan - 3. İp Boyu


İki tane yarım ipimiz vardı, her seferinde 60m indik, ancak yarım ipler hafif olduğu için attığında bu eğimde bir duvardan aşağı gitmiyor. Bir süre onların dolanması ile uğraştık. 3. ip boyunda sistemimizi oturttuk ve dolanmalar azaldı. Zaten emniyet noktaları işaretli olduğu için hep tepelerine indik. Böylece 6 ip boyu indik. Tek bir noktada bir emniyet noktasından öbürüne yürümemiz gerekti o kadar. Onun dışında en büyük risk ipi çekerken taş gelmesi ve iki ipi bağlayan düğümün oluklara ya da kayalara takılması. Temiz noktalardan inmeye dikkat edince o da pek sıkıntı olmuyor.

Akşamüstü Çanak


Eşyalarımızın yanına indiğimizde saat 18:00 olmuştu. Tek derdimiz Kızıl Çarşak’ı aydınlıkta inmekti. Kızıl Çarşak başına geldiğimizde saat 18:30’du. Saat 19:00’da Narpuz’a inmiştik. 2,5 saatte çıktığımız yeri 20 dakika’da indik. 20 dakika. Varın çarşağı siz düşünün. Ancak tabi son emniyet noktasını bulamamak, yok sikke çak, yok ipi aç bizim neredeyse 2 saatimizi yemişti. Narpuz’a indiğimizde hava karardı. Sabah 08:30’dan beri zirve hariç hiç mola vermediğimiz için burada 15 dakika oturup bir şeyler atıştırdık ve gökyüzünün kararmasını izledik. 
Bu dağa çıkılır mı yahu?! Deli mi bu insanlar?! Hay ben bu dağa çıkan kafamı, beynimi…! Daha da gelmem! Lahmacuuuuuunnn! Lahmacuuuun! Hala 3000m üstü sayılırız, dağda olan dağda kalır. 
E: “Berivan nasılsın? Devam edelim mi?”
B: “İyiyim. Edelim.” 
Artık mecburen karanlıkta ilerleyecektik. Moladan kalktık ancak o ne?! Bacaklarımız düz patikayı yürüyemiyor. Beyin hala çarşak iniyormuş gibi davranıyor. Emin olamadım Berivan’a baktım; o da karmaşa içinde n’oluyor diye bakınıp duruyor. Uzun süredir böyle bir şey yaşamamıştım, beden iyi bir sorun yok, beyin cızırdadı
E: “Berivan nasılsın? ”
B: “İyiyim.”
Korkum kapı… İçi çok karışık ve dik. Ama artık bir şans yok karanlıkta geçeceğiz. Berivan’a da söyledim, sıkışırsak geçmeyiz dağda uyuruz diye, tamam dedi. Klasik rotadan kapıya geldik. Saat 20:00. 21:30’da kampta olma hayalim var. 
E: “Berivan nasılsın?”
B: “İyi.”
Devam edebiliriz o zaman. Dere içinden 3 tane büyük kayayı zikzak yaparak geçtik. Babalar yerinde, patika yerinde. Yan geçişe kadar gittik. Fakat karanlıkta kaya çentiğini bulmak ne mümkün! Kafa lambası bir işe yaramıyor.
E: “Berivan nasılsın?”
B:...
E: “Berivan?!
B:...
E: “Berivan iyi misin?”
B: “Hı-hı”
Sanırım bu dur demek oluyordu Oturduk, sağımızda bir baba, solumuzda bir baba. Biz babalara bakıyoruz onlar bize. Ben sinir, Berivan uykunun tatlı kollarında. Bütün çentikleri aşağı yukarı yürüdüm. Yok Allah yok. Geçişi bulamıyorum. En son hafiften bileğimi burkunca, dedim tamam. Kendi kendime sinir oldum yine. Geldiğim yerdeyim biliyorum. Hemen 1 metre ötemde geçiş olduğunu da biliyorum. Ama bulamıyorum. Sen o kadar dağı, rotayı, çarşağı, kayayı çık ve de in; gel burada kapıyı geçeme! Sonra da gel de sinir olma, sakin sakin otur! İşte böyle dağlar, olmuyorsa durmayı bileceksin. Otur oturduğun yerde!

Nasılsaki Hala Keyifleri Yerinde

Burda kalıyoruz. Berivan’da onaylayınca biraz daha geride, dere içinde bir kayanın oyuğunda oturduk. Dere don çukuru, bu sebeple sadece kayalar soğuyana kadar orada oturduk. Ordan çıkmaya ve vadinin içine geri dönmeye karar vermişken Faik’le konuştuk ve Mehmet abi’ye haber verdik. Mehmet abi saat 00:00 sularında bize yakın bir yerlere geldi. O da sanırım klasik rotada olduğumuzu anlayamamış bambaşka bir yerlere gitmiş. Neyse bir şekilde buluştuk. Bize tulum ve domates getirmiş. Domates. Evet. O kadar saat tatlı kekleri (Berivan’ın ablasının yaptığı içinde her şey olan muhteşem keklerdi aslında) yedikten sonra, hava yüzünden kuruyan ekmeği kemirirkenki keyfi ve o ekşi köy domateslerinin tadını anlatamam. 
Mehmet abi’de başka bir yerden gelmiş. Ama anlattığı bir acayip rota… Yok abi dedim, biz burada kalalım uyuyalım. Zaten yorulduk, acelemiz de yok. O da hak verdi, kendi de inmek istemedi, böylece altımıza soğuk battaniyesini, üstümüze tulumu, sırtlarımıza çantaları, en üstümüze de yıldızları serip uyuduk. Derenin ve kapının bayağı üstünde bivakladığımız için ara ara esen rüzgâr dışında hava bizi çok rahatsız etmedi. O gece dağlar, orada uyumamıza izin verdi…
Saat 05:30’da uyandık, 06:00’da yola düştük. Mehmet abi hala ilginç bir rota söylüyor. Abi dedim gel, derenin içindeki rotayı aydınlıkta buluruz, ben ordan çıktım. İkna oldu sonunda, aşağı indik. İnince demez mi “E, burası klasik rotası buranın” diye Abi dedim ya
Yine aynı yer. Bütün çentiklere baktım demiştim ya, en aşağıda bir tane daha vardı. Bileğimi burkunca ona inmemiştim. Hâlbuki Berivan da demişti acaba biraz daha mı aşağıda diye. İşte orasıymış. Ve evet, bir gece önce 1 metre ötemdeymiş hakkaten. 
Bu sefer 3 kişi, gülerek geçtik orayı. Ama ne gülmek… Dağ orda olalım istedi işte, gitmeyelim istedi. Biz de kalmış olduk İşin şakasını geçersek belki de gerçekten gece yan geçişin çentiğini bulsak bile bir sonraki dik etapları inemeyecektik… Kim bilir? Halimizden ve dağın misafirperverliğinden memnun bir şekilde kapıdan çıktık… Hemen haber verildi Faik’e tabi.
Tatlı tatlı(!) patikalardan inerek ve Mehmet Abi’nin hikayeleriyle yürüyerek Kayacık Pınarı’na yöneldik. Güzel bir gece olmuştu, keyfimiz yerindeydi. O zaman mutlaka soru sorulmalıydı;
E: “Berivan nasılsın?
B: “Hı?”
E: “Nasılsın didim?”
B: “Frenler tutmuyor!”
Bacakları koyvermiş kendi kendine gidiyor. Ve evet gençler Berivan’ı bu dağ yormayı başardı Gülüşerek devam ettik. Frenler tutmuyoğğğğr!
29 Eylül 2017 sabahı Sokullu üst kampa giden aşıtı aştığımızda traktör yoluna çoktan girmiştik. Kampla beraber Mehmet Abi’nin arabası da göründü ufukta. Kampa yakın bir yere park etmiş. Kalan mesafeyi yürütemediler bize (onlar kim bilmiyorum ). Kampa kalan son 500 metreyi tatlı tatlı kamyonetle gittik Aklımızda Rumeysa Abla’nın börekleri ve tabiki yola çıkmadan yenecek olan lahmacun vardı. Faaliyet toplamda 30 saat sürmüştü…
Berivan dedim, bir daha geldiğimizde sulak zamanda gelelim de Doğu Çarşak’ından çıkalım. Berivan önce bir baktı, test etti ciddi miyim diye. Sonra eminim içinden bir sövdü. Bütün gece küfrettin ulan bu dağa çıkanın ben taaaa diye… Hani gelmeyecektin tekrar?!
Dağ bu işte cilvesine doyum olmuyor, küçük bir gülümsemeden sonra Berivan da Doğu Çarşak’ının planlarını yapmaya başlıyor... 
(Not 1: Mor prusiğimi bizden 2 gün sonra çıkan grup geri indirdi)

Çarşaklara Gelesiceler!




Çarşaklara Gelesiceler!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder